Bir Konuşmacının İtirafları
Scott Berkun
Confessions of a Public Speaker
“Bir Konuşmacının İtirafları” (Confessions of a Public Speaker), Scott Berkun'un yıllarca ücretli konuşmalar yaparken yaşadığı başarılardan ve fiyaskolardan derlediği samimi, esprili bir topluluk önünde konuşma rehberi. Ana mesajı şu: Heyecan normaldir ve dinleyiciler çoğunlukla sizin başarılı olmanızı ister. Özgüven yetenekten değil; prova, mekân hazırlığı ve sakin toparlanmadan gelir.
Çoğu konuşma rehberi, deneyimli konuşmacıların hiç heyecanlanmadığını ima eder. Berkun ise tersini itiraf ederek başlar: Kendisi de heyecanlanır, salonlar yarı boş kalır, projeksiyonlar bozulur. Sonra bunların hiçbirinin konuşmanızı batırmak zorunda olmadığını gösterir.
Kitabın özü
Scott Berkun, Microsoft'ta yöneticilik yaptıktan sonra yazar ve konuşmacı olarak çalışmaya başlamış biri. Bu kitabı teoriden değil, sahnede edindiği deneyimden yazıyor. Kitapta zor dinleyiciler, yarısı boş salonlar ve çalışmayan mikrofonlar var. Her birinden de pratik bir ders çıkarıyor. Bölümler kısa, dil rahat; kitap bir hafta sonunda bitirilebilir.
Berkun sahne korkusunu bir zayıflık olarak değil, biyolojik bir alarm olarak ele alır. Bedenimiz, kalabalığın önünde tek başına ve korunmasız durmayı tehlike olarak algılar. İnsanların topluluk önünde konuşmaktan ölümden bile çok korktuğu yönündeki meşhur iddiayı da sorgular. Asıl dikkat çektiği nokta şudur: Dinleyiciler genelde düşman değildir. Sıkılmış, yorgun ya da dalgın olabilirler ama çoğu sizin iyi bir iş çıkarmanızı ister.
Kitabın asıl gücü, iyi konuşmacıyı ötekinden ayıranın yetenekten çok hazırlık olduğunu göstermesi. Berkun'un önerdiği alışkanlıklar şunlar: yüksek sesle ve kayıt alarak prova yapmak, salonu kalabalığa göre seçmek, erken gidip teknik donanımı denemek ve konuşma sırasında dinleyicinin enerjisini okumak. Bunların hepsi öğrenilebilir.
Dürüst olmak gerekirse kitap, retorik teorisi ya da slayt tasarımı üzerine derin bir kaynak değil. Bazı anekdotlar da ABD konferans dünyasına özgü. Ama “Ben bu işe uygun değilim” düşüncesini kırmak ve somut bir başlangıç noktası vermek için çok iyi bir kitap.
Kime göre
- Yöneticilere ya da müşterilere ilk önemli sunumunu yapmaya hazırlananlar
- İşte düzenli sunum yapan ama her seferinde gerilen profesyoneller
- Grup önündeki etkisini güçlendirmek isteyen öğretmenler ve eğitmenler
- Konuşmalarının sönük geçtiğini hissedip nedenini merak edenler
Kime göre değil
- — Retorik teorisi ya da konuşma metni yazımı üzerine akademik derinlik arayanlar
- — Slayt tasarımı için adım adım teknik bir kılavuz bekleyenler
Ana dersler
01
Heyecanınız normal, salon da sizin tarafınızda
Berkun'a göre sahne korkusu bir kişilik kusuru değil, çok eski bir hayatta kalma alarmı. Kalabalığın karşısında tek başına ve açıkta durmak, bedenin tehlike sinyali vermesine yeter. Neredeyse her konuşmacı bunu yaşar; deneyimli olanlar yalnızca belirtileri tanımayı ve onlara rağmen konuşmayı öğrenmiştir. Daha da önemlisi, dinleyiciler çoğu zaman sizin başarılı olmanızı ister; kimse sıkıcı ya da utandırıcı bir yarım saat geçirmek istemez. Kalp atışınız hızlandığında bunu “hazır değilim” diye değil, “bedenim hazırlanıyor” diye okuyun. Soruyu da “Nasıl görünüyorum?” yerine “Bu insanların neyi öğrenmesi gerekiyor?” diye kurun.
Ankara'da bir bankada çalışan Elif, ilk kez bölge müdürlerine sunum yapacak. O sabah elleri titriyor ve bunu yetersizlik işareti sanıyor. Toplantı odasına girmeden önce içinden tek bir cümle tekrarlıyor: “Bu odadakiler iyi anlatmamı istiyor, çünkü bu rakamlar onların işine yarayacak.” İlk iki dakika sesi biraz titriyor, sonra konuya gömülüyor. Toplantı sonunda kimse titremeden söz etmiyor; herkes yeni bölge hedeflerini tartışıyor.
02
Konuşur gibi gelene kadar prova edin
Kitabın en az romantik ama en işe yarar fikri bu: İyi konuşmacıların çoğu doğuştan yetenekli değildir, çok prova yapmıştır. Berkun'a göre sunumu kafanızdan geçirmek ya da slaytlara göz atmak prova sayılmaz. Yapılması gereken, sunumu yüksek sesle ve baştan sona, birkaç gün boyunca tekrar etmektir. Kayıt almak can sıkıcıdır. Ama “şey”, “yani” gibi dolgu kelimelerini ve hızlandığınız yerleri ancak böyle duyarsınız. Amaç metni kelimesi kelimesine ezberlemek değil. Amaç, fikirlerin sırasını o kadar iyi bilmektir ki cümleler her seferinde biraz farklı ama doğal biçimde akar.
İzmir'de bir yazılım şirketinde ürün yöneticisi olan Mert, cuma günkü müşteri demosuna pazartesiden hazırlanmaya başlıyor. Her akşam on beş dakikalık anlatımı evinin salonunda yüksek sesle yapıyor, çarşamba günü de telefonla kaydediyor. Kayıtta “aslında” kelimesini dakikada üç kez kullandığını ve fiyat kısmında hızlandığını fark ediyor. Cuma günü notlarına neredeyse hiç bakmıyor. Müşteri çıkarken “Sunum gibi değil, sohbet gibiydi” diyor.
03
Salonu yönetin: doldurun, kontrol edin, okuyun
Berkun, mekânın her konuşmanın sessiz ortağı olduğunu hatırlatır. Kırk kişiye 300 kişilik bir salon verilmişse boşluk enerjiyi emer. Daha küçük bir oda istemek ya da insanları ön sıralara davet etmek, aynı içeriği bambaşka hissettirir. Erken gidip mikrofonu, projeksiyonu, kabloları ve ışığı denemek, sürprizleri dinleyiciler gelmeden yaşamanızı sağlar. Konuşma başladığında da gözünüz salonda kalmalı. Telefonlar çıkıyor, bakışlar dağılıyorsa planı değiştirmekten, bir örneği kısaltmaktan ya da bir soru sorup salonu konuşturmaktan çekinmeyin. Kâğıttaki plan bir araçtır; asıl hedef salondaki insanlardır.
Kadıköy'deki bir kültür merkezinde akşam semineri verecek olan Zeynep, salona bir saat erken geliyor. HDMI kablosunun dizüstü bilgisayarına uymadığını o anda fark ediyor ve görevliden bir adaptör buluyor. Yalnızca yirmi beş kişi gelince arka sıralara “rezerve” kâğıdı koyup herkesi öne alıyor. Yemek sonrası yorgunluğu sezince ikinci bölümü kısaltıyor ve kısa bir soru turu açıyor. Salon yeniden canlanıyor.
04
İşler ters gittiğinde: toparlayın, yanıtlayın, öğrenin
Slayt donabilir, bir cümle aklınızdan uçabilir, biri sert bir soru sorabilir. Berkun'un gözlemi şu: Dinleyiciler hatayı değil, sizin tepkinizi hatırlar. Kısa bir gülümseme, “Bir saniye, toparlıyorum” demek ve devam etmek, çoğu aksaklığı birkaç saniyelik bir anıya dönüştürür. Zor sorularda soruyu yüksek sesle tekrarlamak hem düşünme payı kazandırır hem de herkesin soruyu duymasını sağlar. “Bilmiyorum, araştırıp size döneceğim” demek güven kaybettirmez, tam tersine güven kazandırır. Her konuşmadan sonra neyin işlediğini ve neyin aksadığını not etmek, bir sonraki konuşmayı daha iyi yapar.
Bursa'da bir sektör toplantısında konuşan Can'a dinleyicilerden biri, gösterdiği verinin eski olduğunu söylüyor. Can savunmaya geçmiyor; soruyu salona tekrarlıyor ve “Haklı olabilirsiniz, rakam geçen yıla ait; güncelini kontrol edip paylaşacağım” diyor. Ertesi gün güncel veriyi katılımcılara e-postayla gönderiyor ve not defterine “veri tarihini slayta yaz” diye ekliyor. Bir sonraki sunumunda aynı soru gelmiyor.
Bugün dene
Bir sonraki sunumunuzdan 3 dakikalık bir bölüm seçin, yüksek sesle iki kez anlatın ve ikincisini telefonla kaydedin. Kaydı bir kez dinleyin, değiştirmek istediğiniz tek bir şeyi not edin ve yarın aynı bölümü tekrar deneyin.
Hızlı kontrol
Berkun'a göre sahne korkusuna bakmanın en doğru yolu hangisi?
Kırk kişilik bir seminer için size 300 kişilik bir salon verildi. Kitabın yaklaşımına en uygun hamle hangisi?
Seçme alıntılar
“Bir cenazeye giderseniz, tabutta yatmak cenaze konuşmasını yapmaktan daha iyidir.”
“Dinleyicileri çıplak hayal etmeyin.”
“İyi bir doğaçlama konuşmayı hazırlamak genellikle üç haftamı alır.”
