Kavram
Takdir Edilme Arzusu (Desire for Recognition)
Takdir edilme arzusu, seçimlerinize güvenmeden önce başkalarının onayını bekleme ihtiyacıdır ve hayatınızın yönünü, yargısını asla kontrol edemeyeceğiniz insanlara sessizce devreder.
Kishimi ve Koga, Alfred Adler'den yola çıkarak çoğumuzun ödül ve cezayla büyütüldüğünü hatırlatır: doğru davranışa aferin, yanlışa azar. Bu alışkanlık çocuklukla bitmez. Bir süre sonra işi, kıyafeti, hatta fikri bile "ne onay getirir" diye seçmeye başlarsınız. Tuzak yapısaldır. Adler'in görevlerin ayrılması dediği şey budur: başkalarının sizi nasıl değerlendirdiği onların görevidir. Bu değerlendirme onların ruh hallerine ve ihtiyaçlarına göre değişir. Dolayısıyla onu hiçbir zaman garantiye alamazsınız. Alkış için yapılan her seçim, sürekli birine savunmanız gereken bir seçime dönüşür. Takdir beklentisini bırakmak, insanları umursamamak anlamına gelmez; buna daha çok tersi denebilir. Bu, "Bu karar kimin?" sorusunu "Onaylarlar mı?" sorusundan ayırmaktır. Dinlemeye ve geri bildirimden öğrenmeye devam edersiniz. Yalnızca yönünüzü, onu taşımayı hiç istememiş kişilere teslim etmeyi bırakırsınız.
Gerçek hayattan bir örnek
Kadıköy'de bir ajansta çalışan metin yazarı Deniz, kampanya sloganını dört kez değiştirir. Her seferinde müdürünün ne duymak isteyeceğini tahmin eder. Son hâli zararsız ve sıradandır, üstelik onun inandığı fikirden çok uzaktır. Sonunda ilk taslaktaki cesur sloganı gerekçesiyle sunar. Müdür iki noktaya itiraz eder, gerisini kabul eder. Deniz şunu fark eder: onayı yönetmek hiçbir zaman onun işi değildi, fikri savunmak ise her zaman öyleydi.
Nasıl kullanılır
- 1Bir karar vermeden önce şu soruyu sorun: Bu kimin görevi? Sonucu esas olarak siz yaşayacaksanız karar sizindir; onların tepkisi ise onların görevidir.
- 2Bu hafta alkış için şekillendirdiğiniz bir seçimi fark edin. Ardından, kimse yorum yapmasa da savunacağınız hâlini uygulayın.
- 3Geri bildirimi alın, hükmü bırakın: işi iyileştiren kısmı kullanın, "iyisiniz" denme ihtiyacını geride bırakın.
