BookYol

Hedef

Eleştirel düşünme nasıl geliştirilir? Gerçekten işe yarayan beş alışkanlık

Eleştirel düşünme, mantık hatalarının adlarını ezberleyerek gelişmez. Birkaç tekrarlanabilir alışkanlıkla gelişir. Bir inancı savunduğunuzu mu yoksa sınadığınızı mı fark edin. Sizi yanıltabilecek kanıtı arayın. Büyük bir sayıyı orantıya oturtun. Tahmine, benzer durumların ne sıklıkla yaşandığından başlayın. Ne kadar emin olduğunuzu yüzdeyle söyleyin. Bunlar sizi önyargıdan korumaz, ama daha seyrek ve daha az ağır yanılmanızı sağlar.

Aslında ne oluyor

Çoğumuz kararlarımızın sağlam olduğunu düşünürüz, çünkü içeriden bakınca öyle görünür. Sorun şu ki asıl önemli hatalar hata gibi hissettirmez. İşten ayrılan tek bir iş arkadaşının hikâyesi, çalışan devrinin düştüğünü gösteren tabloyu ezip geçer. Batan bir proje, plan sağlam ve şans kötü olsa bile «yanlış karar» diye anılır. Erken edinilen bir görüş, kanıtlar çoktan yön değiştirmişken bile savunulmaya devam eder.

Maslak'ta bir yazılım şirketinde ürün müdürü olduğunuzu düşünün. Pazartesi sabahı bir müşteri, yeni ödeme ekranından yakınan uzun bir e-posta gönderiyor. Öğlene kadar ekip ekranı geri almayı konuşuyor. Kimse şunu sormuyor: Geçen hafta bu ekrandan kaç ödeme geçti, kaçı yarıda kaldı ve bu oran eskisine göre nasıl? Tek bir canlı hikâye, elde duran bütün rakamlardan daha yüksek sesle konuşuyor.

Genellikle önerilen çare, mantık hatalarının bir listesini ezberlemektir. Bu çoğu zaman başkalarının argümanlarındaki kusurları yakalamayı öğretir. Tatmin edicidir ama sizin düşüncenizi pek değiştirmez. Tahmin ve akıl yürütme üzerine yapılan araştırmalar başka bir yönü gösteriyor: Netlik, küçük alışkanlıklardan gelir ve bu alışkanlıklar özellikle önem verdiğiniz inançlara uygulandığında işe yarar. Bunun için gündelik yüzdelerin ötesinde istatistik bilmeniz gerekmez.

Beş kitaptan beş fikir

  1. 1

    Asker mi, kâşif mi olduğunuzu fark edin

    Julia Galef, «The Scout Mindset» kitabında akıl yürütmeyi iki kipe ayırır. Asker zihniyeti bir inancı saldırıya karşı savunur. Kâşif zihniyeti ise araziyi olduğu gibi haritalamaya çalışır. Asker kipine sık sık, farkına varmadan geçeriz. Galef bu yüzden bir işaret verir. Hoşunuza giden bir iddia karşısında «Buna inanabilir miyim?» diye sorarsınız ve tek bir destek yeter. Hoşunuza gitmeyen bir iddia karşısında «Buna inanmak zorunda mıyım?» diye sorarsınız ve onu reddetmek için tek bir kusur yeter. Eleştirel düşünme, o an hangi soruyu sorduğunuzu yakalamakla başlar. Sonra diğer soruyu da sormak gerekir.

  2. 2

    Sizi yanlışlayacak kanıtı arayın

    Rolf Dobelli, «Net Düşünme Sanatı» kitabında doğrulama yanlılığını yanılgıların anası diye anar. Yeni bilgiyi zaten inandığımız şeye uyacak biçimde süzeriz, uymayanı da sessizce görmezden geliriz. Dobelli'nin hatırlattığı örnek Darwin'dir. Darwin, kuramına ters düşen bir gözlemle karşılaştığında onu hemen not edermiş, çünkü zihnin tam da bu tür bilgiyi çabucak unuttuğunu biliyormuş. Pratikteki karşılığı basittir. Bir karara varmadan önce, yanılıyorsanız neyi görmeyi beklerdiniz, bunu tek bir cümleyle yazın. Ardından gidip tam olarak onu arayın, elinizde zaten olanın daha fazlasını değil.

  3. 3

    Tek başına duran bir sayıya güvenmeyin

    Hans Rosling, «Factfulness» kitabında buna büyüklük içgüdüsü der: Yalnız duran bir sayı, olduğundan büyük ya da küçük görünür. Rosling'in kendi örneği şöyledir: 2016'da yaklaşık 4,2 milyon bebek öldü. Bu korkunç bir rakamdır ve öyle hissettirmesi de doğrudur. Ama 1950'de bu sayı 14,4 milyon civarındaydı. Bir şeyin yanına konduğunda aynı bilgi bambaşka bir hikâye anlatır. Rosling'in iki hızlı hamlesi var. İlki, sayıyı bir başka sayıyla karşılaştırmak. İkincisi, onu kapsadığı kişi sayısına bölmek. «Ne kadar çok?» sorusunun ardından hep «Neye göre?» sorusu gelmeli.

  4. 4

    Ne kadar emin olduğunuzu yüzdeyle söyleyin

    Annie Duke, «Thinking in Bets» kitabında poker masasından bir soru ödünç alır: «Bahse var mısınız?» Az önce tam bir güvenle söylediğiniz bir şeyin üzerine para koymanız istendiği an, aslında ne kadar az emin olduğunuzu görürsünüz. Duke'un önerisi, inançları doğru-yanlış hükümleri olarak değil, güven dereceleri olarak taşımaktır: yüzde 60, yüzde 85. Bunun sessiz bir faydası var. Yeni bir bilgiyle yüzde 70'ten 55'e inmek, «Yanılmışım» demek kadar acıtmaz. Fikir değiştirmek bir yenilgi olmaktan çıkıp bir ayara dönüşür. Böylece bunu çok daha kolay yaparsınız.

  5. 5

    Önce benzer durumların ne sıklıkla tuttuğuna bakın

    Philip Tetlock ve Dan Gardner, «Superforecasting» kitabında en isabetli tahmincilerin işe dış bakışla başladığını gösterir. Kitaptaki bir örnekte, belirli bir ailenin evcil hayvanı olup olmadığı sorulur. İyi tahminci ailenin ayrıntılarına dalmaz. Önce ABD'de hanelerin yaklaşık yüzde 62'sinde evcil hayvan bulunduğunu not eder. Bu, başlangıç noktasıdır. Ayrıntılar onu sonradan yukarı ya da aşağı iter. Yeni bir girişimi, bir projenin teslim tarihini ya da bir iş adayını değerlendirirken de önce «Benzer vakaların kaçı tuttu?» diye sorun. Bu soru, en canlı hikâyenin sizi yoldan çıkarmasını engeller.

Bugün dene — ücretsiz

Bu hafta, yarı yarıya verdiğiniz bir kararı seçin. Üç satır yazın: ne kadar emin olduğunuz (yüzde olarak), benzer durumlarda genellikle ne olduğu ve fikrinizi değiştirecek tek bir kanıt. Ardından gidip tam olarak o kanıtı arayın.

Sık sorulan sorular

Eleştirel düşünme öğrenilebilir mi, yoksa doğuştan mı gelir?
Öğrenilebilir ve bunun ölçülmüş kanıtı var. Tetlock'un tahmin turnuvalarında yaklaşık bir saatlik bir eğitim verildi. Temel olasılık ve yaygın önyargılar üzerine olan bu eğitim, katılımcıların isabetini bir yıl boyunca yaklaşık yüzde 10 artırdı. Zekâ yardımcı olur ama belirleyici değildir. Asıl fark, alışkanlıklarda ve tahminlerin skorunu düzenli tutmakta yatar.
Önyargıların adlarını öğrenmek beni daha az önyargılı yapar mı?
Tek başına pek yapmaz. Bir önyargının adını bilmek, onu başkasında görmeyi kolaylaştırır. Sizin düşüncenizde, o anın içinde fark etmek ise çok daha zordur. Galef, zeki ve bilgili kişilerin, istedikleri sonuca giden gerekçeleri bulmakta çoğu zaman daha usta olduğunu hatırlatır. Fayda adlardan gelmez. Davranışa dönüşen küçük hamlelerden gelir: yüzde yazmak, taban oranına bakmak, karşı kanıt aramak.
Kötü bir sonuç, kötü bir karar verdiğim anlamına mı gelir?
Her zaman değil. Annie Duke, bir kararın kalitesini yalnızca sonucuna bakarak yargılamaya «sonuççuluk» der. Karar ile sonuç arasında şans ve o an bilinemeyen bilgiler durur. İyi bir plan kötü sonuçlanabilir, kötü bir plan da şans eseri tutabilir. Daha işe yarar soru şudur: O gün elimdeki bilgiyle ve makul bir sürede başka ne yapabilirdim?
Bunun için matematik ya da istatistik bilmem gerekiyor mu?
Hayır. Gündelik yüzdeler yeterli. «On seferden sekizi» ile «yüzde 80» arasında gidip gelebilmek, bir sayıyı nüfusa bölmek ve iki rakamı yan yana koymak işinizi görür. Bu alışkanlıkların zorluğu hesapta değil, doğru anda hatırlamaktadır.
Bu alışkanlıkları düzenli olarak nasıl çalışabilirim?
BookYol'daki «Daha net düşünmek» Yol'u tam bunun için hazırlandı. Bu sayfadaki beş kitabı on iki istasyona bölüyor. Her istasyon tek bir alışkanlığı gündelik bir sahneyle anlatıyor ve küçük bir uygulamayla bitiyor. Sizi önyargıdan bağışık kılmayı vaat etmiyor, çünkü bunu kimse yapamaz. Hedefi, daha seyrek ve daha az ağır yanılmanız. Tartışma kazanmak için akıllıca görünen bir safsata listesi arıyorsanız doğru yer burası değil.