Hedef
Toplantılarda özgüvenle söz almak
Toplantılarda sessiz kalanların çoğunun söyleyecek değerli bir şeyi vardır; onları durduran, fikrin söylenmesi gereken anda yaşanan birkaç saniyelik korku ve özgüvenli insanların bu korkuyu hissetmediği inancıdır. O saniyeleri kişilikle değil pratikle aşarsınız: görüşünüzü söylenmeye değer saymak, itaat etmek yerine fark ettiğiniz kaygılı düşünceler, tek cümleyle hazırlanıp erken söylenen tek bir nokta ve en kötü yanıt için hazır bir cevap. Korku hâlâ oradayken birkaç hafta tekrarlandığında duyulmak bir alışkanlığa dönüşür.
Aslında ne oluyor
Söyleyecek bir şeyiniz vardı. Toplantının onuncu dakikasında aklınıza geldi, başkası konuşurken zihninizde evirip çevirdiniz, bir boşluk beklediniz, anın geçtiğine karar verdiniz ve sonra bir iş arkadaşınızın çok benzer bir şey söyleyip takdiri topladığını izlediniz. Ardından kendinize açıklamasını yaptınız: zaten belliydi, doğru zaman değildi, nasılsa dinlemezlerdi. Bir sonraki toplantı da aynı şekilde başladı.
Bedeli tek bir fikirden büyüktür. Çoğu iş yerinde görünürlük sesi izler: konuşanların düşünenler olduğu varsayılır, ilginç projeler onlara gider ve terfi zamanı onlar hatırlanır. Susan Cain, grupların daha çok konuşan üyelerini, fikirleri daha iyi olmasa bile daha yetkin bulduğunu gösteren araştırmalara yer verir. Sessizlik alçakgönüllülük olarak okunmaz; eklenecek bir şeyinizin olmadığı biçiminde okunur.
Bursa'da bir otomotiv yan sanayi firmasında çalışan mühendis Deniz Hanım'ı düşünün. Haftalık üretim toplantısında ikinci holdeki hattın neden sürekli durduğunu tam olarak biliyor ve elinde bunu kanıtlayan duruş süreleri var. Yine de susuyor: fabrika müdürü hızlı konuşuyor, iki kıdemli meslektaşı birbirinin cümlesini tamamlıyor ve kalbi o kadar hızlı atıyor ki odadaki herkesin duyduğundan emin. Aşağıdaki beş kitap ondan daha gürültülü biri olmasını istemiyor; tek bir noktayı erken ve iyi biçimde, korku hâlâ oradayken nasıl söyleyeceğini gösteriyor.
Beş kitaptan beş fikir
- 1
Düşündüğünüzü söylemeyi ses yüksekliği değil öz saygı meselesi olarak görün
Nathaniel Branden, öz saygıyı kuran altı pratikten birini öz savunma olarak adlandırır ve tanımı mütevazıdır: isteklerinizi, görüşlerinizi ve değerlerinizi uygun biçimlerde ifade ederek onlara sahip çıkmak. Bu ne saldırganlıktır ne de daha çok konuşmak. Ona ağırlık veren, argümanın öbür yarısıdır. Yuttuğunuz her noktaya odada her zaman bulunan tek kişi, yani siz tanık olursunuz ve bu sessizlikler birikerek görüşlerinizin önemli olup olmadığına dair sessiz bir hükme dönüşür. Bu yüzden pratik küçük ve somuttur: toplantıda söylenen o cümle, başınızı sallayıp geçmek yerine dile getirdiğiniz itiraz, önüne 'Belki saçma bir soru ama' eklemeden söylediğiniz nokta. Her biri kendiniz adına verdiğiniz bir oydur.
- 2
Sizi susturan düşünceyi fark edin
Russ Harris'e göre zihin, riskli her şeyin kapısında tahmin edilebilir bir senaryo üretir: 'Bunu başkası daha iyi söylerdi', 'Çok basit bir şey', 'Kesin takılacağım.' Bu senaryoyla tartışmak onu yönetimde tutar, ona uymak ise sizi sessiz bırakır. Bunun yerine onu bir senaryo olarak fark edin. Adını koyun, 'Yine şu rezil olacağım hikâyesi', ve siz elinizi kaldırırken arka planda çalmaya devam etmesine izin verin. Bedeninize de aynı biçimde yaklaşın: hızlanan kalp ve ısınan yüz bir şeylerin ters gittiğini değil, bir şeyin önemli olduğunu gösterir. Konuşmak için onların geçmesini beklemeniz gerekmez; onlar oradayken konuşursunuz.
- 3
İlk on dakikada, hazırlanmış tek bir noktayla söz alın
Susan Cain sessiz insanlara konuşkan birine dönüşmeyi değil, asıl güçlerini, yani hazırlığı kullanmayı önerir. Gündemi bir gün önceden okuyun ve odadakilerin bilmediği bir şeyi bildiğiniz tek maddeyi seçin. Sonra erken konuşun: ilk on dakika içinde, pozisyonlar sertleşmeden ve hızlı konuşanlar çerçeveyi belirlemeden. Ne kadar beklerseniz araya girmenin eşiği o kadar yükselir. Üzerinde düşünülmüş tek bir nokta on anlık tepkiden daha değerlidir ve pek çok içe dönük, seyrek ama dikkatle dinlenen katkılarıyla tanınır. Toplantı yine de elinizden kaçarsa noktanızı aynı öğleden sonra yazılı olarak iletin; fikir kayıtta kalsın.
- 4
Odaya girmeden kimin tepkisinin önemli olduğuna karar verin
Brené Brown'ın arena imgesi, masanın etrafındaki yüzler için kullanışlı bir süzgeçtir. Söz almak kendinizi açığa çıkarmaktır: yanılabilir, sözünüz kesilebilir ya da görmezden gelinebilirsiniz ve katkı sunmanın bu riski ortadan kaldıran bir yolu yoktur. Karar verebileceğiniz şey, kimin tepkisine ağırlık vereceğinizdir. Kendisi de fikir ortaya koyan ve bazen fikri reddedilen meslektaşınız dinlenmeyi hak etmiştir. Hiçbir görüşün arkasında durmayıp toplantıdan sonra koridorda eleştiren kişi hak etmemiştir. Brown, görüşü gerçekten önemli olan insanların listesini küçük bir kâğıt parçasına sığacak kadar kısa tutmayı önerir. Çoğu toplantıda bu listeden en fazla bir iki kişi bulunur.
- 5
En kötü yanıta vereceğiniz cevabı önceden hazırlayın
Susan Jeffers'a göre belirli korkuların altında tek bir genel korku yatar: olacak olanla baş edemeyeceğiniz korkusu. Bir toplantıda gerçekçi en kötü sonuçlar az ve tanıdıktır: biri itiraz eder, yönetici bunun daha önce denendiğini söyler ya da konuşmanın ortasında ipin ucunu kaçırırsınız. Her birini yazın ve yanına gerçekte ne söyleyeceğinizi ekleyin: 'Çok faydalı, geçen sefer ne olmuştu?', 'Rakamları toplantıdan sonra ileteyim', 'Baştan alayım.' Her sonucun bir cevabı olduğunda kaygı gücünü yitirir, çünkü korkulan hiçbir zaman sonucun kendisi değildi; söyleyecek hiçbir şeyi olmadan yakalanmaktı. Artık söyleyecek bir şeyiniz var.
Bugün dene — ücretsiz
Bir sonraki toplantınızdan önce söylemek istediğiniz tek noktayı bir cümleyle yazın, önüne eklediğiniz özür ifadesini çıkarın ve ilk on dakika içinde dile getirin. Sonrasında, olmasından korktuğunuz şeyin yanına gerçekte ne olduğunu not edin.
Sık sorulan sorular
- Toplantıda konuşurken heyecanlanmamak için ne yapmalıyım?
- Büyük olasılıkla önce heyecanınız geçmeyecek ve geçmesi de gerekmiyor. Heyecan yeterince konuştuktan sonra azalır, öncesinde değil. Tek bir noktayı tek cümle olarak hazırlayın, kaygılı düşünceleri onlarla tartışmadan fark edin ve erken söz alın. Her seferinde ne olduğunu not edin; birkaç hafta sonra bu kayıt korkudan ağır basmaya başlar.
- Konuşurken ne diyeceğimi unutursam ne yapmalıyım?
- Durun, notunuza bakın ve 'Baştan alayım' ya da 'Asıl söylemek istediğim şu' deyin, ardından hazırladığınız tek cümleyi söyleyin. Bir duraklama konuşana sonsuz gibi gelir, dinleyenlere ise sıradan görünür. Noktanızın tek bir cümle olarak yazılı olması en iyi sigortadır, çünkü baskı altında yeniden bulunabilecek kadar kısadır.
- Sürekli sözüm kesiliyorsa toplantıda nasıl söz alabilirim?
- Tartışma hızlanmadan erken konuşun ve net bir girişle başlayın: 'Bir nokta eklemek istiyorum.' Sözünüz kesilirse sakince devam edin ya da 'Düşüncemi tamamlayayım' deyin. Önem verdiğiniz gündem maddesi için toplantıyı yöneten kişiden önceden zaman isteyin. Yine de fırsat olmazsa noktanızı aynı gün yazılı olarak iletin.
- İçe dönüğüm; duyulmak için daha çok konuşmam mı gerekiyor?
- Hayır. İçe dönüklük bir korku değil, daha düşük uyarım tercihidir; amaç daha çok konuşmak değil, yaptığınız katkıları değerli kılmaktır. Toplantı başına erken yapılan ve iyi hazırlanmış tek bir nokta çoğu zaman sık tepkilerden daha fazla ağırlık taşır. Sizi durduran mizaç değil de yargılanma korkusuysa, üzerinde çalışmaya değer olan kısım odur.
- Fikrimi benden önce başkası söylerse ne yapmalıyım?
- Vazgeçmek yerine üzerine inşa edin: 'Ahmet Bey'e katılıyorum, bir şey eklemek isterim' deyin ve size ait olan kısmı, yani veriyi, örneği ya da bir sonraki adımı söyleyin. Yüksek sesle katılmak da bir katkıdır ve sizi konuşturur. Bir dahaki sefere noktanızı daha erken söyleyin; birinin sizden önce davranmasının tek güvenilir çaresi budur.
